Hasan Sabbah kimdir? Suikast timi ve Haşhaşiler

kimdir? ve Haşhaşiler hakkında sıradışı bilgiler: Alamut kalesi, cennet vaadi ve Haşhaşiler ile ilgili bir takım şeyler biliyorsunuzdur ya da bir şeyler duymuşsunuzdur. Peki, tarihin ilk intihar ve suikast timini kim kurdu biliyor musunuz? İşte, Hasan Sabbah ve Haşhaşilerin ilgi çeken hikayesi;

Hasan Sabbah dendiği zaman ilk akla gelen, cennet vaadiyle çevresine mürit toplayan, hırslı, öngörülü ve üstün zekalı bir liderdir. Tarihteki ilk intihar ve suikast timini kuran kişi olan Hasan Sabbah, Alamut kalesinin arkasında bulunan sahte cennetin sahibi ve müritlerini afyon vererek kandırıp korkutan bir lider olsa da, onun hakkında çok daha değişik görüşler de bulunmaktadır. Bazı kesimler sahte düzenekler, afyon kullanımı ve gösteri amaçlı intiharlar, kiralık katiller şeklindeki ifadelerle Hasan Sabbah’a ve İsmaililik mezhebine çamur atıldığına inanmaktadır.

Kısaca Hasan Sabbah’ın kim olduğu ile ilgili oldukça farklı görüşlerin ve ciddi fikir ayrılıklarının olduğu görülmektedir. Bir kesim için Hasan Sabbah dinden çıkmış sapkın bir kişi iken, bazı kesimler için de adalet ve eşitlikle hareket eden hayranlık uyandıran bir liderdir. Size anlatacaklarımızdan sonra ne düşüneceksiniz bilemeyiz, ama Hasan Sabbah’ın her şartta bilinmesi gereken bir şahsiyet olduğunu söyleyebiliriz.

Hasan Sabbah kimdir?

Onu ve tarikatını ele alan, Assassin’s Creed adlı oyuna bile konu edilen Hasan Sabbah’ı mutlaka bir şekilde duymuşsunuzdur. Hasan Sabbah, Alamut kalesinde müritlerine cennet vadeden ve onları kendisine sıkı sıkıya bağlayan, İsmaililik mezhebinden Haşhaşiler adlı tarikatı meydana getiren Hasan Sabbah’ın hikayesi çok ilginç. Anlatılanlarla gerçekle acaba birbiriyle örtüşüyor mu? oldukça tartışmalı bir durum. Şimdi gelin, deha denebilecek biri olan Hasan Sabbah ve Haşhaşileri bir arada incelemeye çalışalım.

Hasan Sabbah’ın hayatı:

Kimi kaynaklara göre Oniki imam Şiiliğinin kalesi olarak kabul edilen Kum kentinde 1034, kimilerine göre de 1053 yılında, 11. yüzyıl ortalarında dünyaya gelen Hasan Sabbah’ın tam adı “Hasan bin Ali bin Muhammed bin Cafer bin Hüseyin bin Sabbah el-Hamari’dir. Hasan Sabbah’ı diğer insanlardan ayıran en önemli özelliği sürekli sorgulayan ve her zaman yeni bilgilerin peşinden bir kişiliğinin olmasıdır.

Hasan Sabbah, 17 yaşına geldiği zaman İsmailili bir refikle karşılaşır ve bu da ona efsanevi bir liderlik yolunda dönüm noktası olacaktır. Kaynaklarda Nizamülmülk ve Ömer Hayyam ile aynı dönemlerde okumuş olduğu, hatta anlatılanlara göre hepsi de aynı sınıfta okumuş sınıf arkadaşlarıdır. Ayrıca, bu üçlü kendi arasında kim diğerlerinden daha önce başarılı olursa, diğerlerine yardım etme konusunda söz vermişlerdir.

Gün gelir Nizamülmülk vezir olur ve Ömer Hayyam’ın arzusuyla ona emeklilik maaşı bağlar. Ancak Hasan Sabbah’ı hiçbir şekilde memnun edememiştir. Sabbah’ın gözü her daim yükseklerde olmuştur. Buna bağlı olarak da Nizamülmülk, Hasan Sabbah’ın kendisini yerinden edeceği endişesine kapılmıştır. Bu endişeyle ona bir iftira atarak saraydan uzaklaştırmayı başarmıştır. Bundan sonra Hasan Sabbah, içinde yanan intikam ateşiyle birlikte Mısır’a yola çıkar.

Bu anlatılanlar birçok kaynakta bulunsa da, bu üçlünün bu tarz bir ilişkisinin olması efsane olarak nitelendirilmektedir. Çünkü Hasan Sabbah, Ömer Hayyam ve Nizamülmülk’ün doğum tarihlerinin birbirlerinden bir hayli uzak olduğu bilinmektedir. Uzunca bir yolculuktan sonra Hasan Sabbah en sonunda Mısır’a ulaşır. Yaklaşık 3 yıl kadar İsmaililerin merkezi konumunda olan Kahire’de dini çalışmalarla zamanını geçirir.

İsmaililiğin yanı sıra astronomi, aritmetik, büyü ve diğer pek çok alanda pek çok çalışmalar gerçekleştirmiştir. Hasan Sabbah yaşadığı dönemin büyük alimlerinden birçok şey öğrenmiş, ancak 3 yıl sonunda Kuzey Afrika’ya sürülmüştür. Daha sonra Suriye ve İsfahan’a geçmiş uzun yıllar boyunca İsmaililiğin yayılmasına katkı sağlamıştır. Deylem bölgesine özel bir ilgisi olan Sabbah’ın bu ilgisinin sebebi, halkın zorla İslam’ı kabul etmemesi ve bu bölgenin zorlukla feth edilmesidir.

Alamut Kalesi:

Hasan Sabbah, Deylem’de kale olarak kullanmayı amaçladığı bir yer aramaktadır. Elemut ya da Alamut Kalesi Sabbah’ın aradığı özelliklere sahip olan bir yer olarak karşısına çıkar. Bu kaleye sarp ve dar geçitler kullanılarak ulaşılabilmektedir. Alamut kalesinin Şahrud vadisi yakınlarında yer alan kayalıkların tepesinde olduğu söylenmektedir. Söylenenlere göre kale Deylem krallarından birinin kartalını saldığında buraya konması için yaptırılmış. Buradan yola çıkarak kalenin adı “ kartalın öğretisi ya da kartal yuvası “ manasında “Aluh Amut” olarak anılmıştır.

Hasan Sabbah’ın kaleyi ele geçirme hikayelerinde de değişik yorumlar yapılmaktadır. En yaygın olarak anlatılanlardan biri; Sabbah’ın Alevi Mehdi adlı krala ait olan kaleye fedailerinden birini yolladığı ve bundan sonra da Alamut kalesindeki insanları kendi tarafına çekip 1090 yılında kaleyi ele geçirmesiymiş. Diğer anlatılan hikaye de Mehdi’nin Alamut Kalesini para karşılığında alması. Farklı bir anlatıma göre ise Hasan Sabbah, kalenin komutanıyla bir dananın derisinin kaplayabileceği oranda bi toprak parçası vermesi karşılığında anlaşma yapması. Dananın derisini kale girişine seren Sabbah, bu sayede kaleyi ele geçirmiş.

Cennet vaadi:

Alamut Kalesi, Albruz sıradağları tepesindedir ve Sabbah buraya tam olarak yerleştikten sonra ona inanan müritlerinin sayısında büyük bir artış yaşanmış. Müritlerinin artmasında Sabbah’ın dehası rol oynamış, bu sayede insanları etkilemiş ve onları cennet vaadi ile kandırmış. tarikatının kurucusu olan Sabbah müritlerini onlara verdiği haşhaşla uyuşturuyor, daha sonra da onları oldukça uzun taşlı bir yolda yürütüp görmesini istediği şeye hazırlıyor ve en sonunda da kalenin arka tarafında bulunan bahçedeki saklı cennete götürüyormuş. Burada müritleri kendilerine geldikleri zaman çevrelerinde binbir renkli çiçekleri, zengin çeşitli yiyecekleri, çok güzel kızları da gördüklerinde burasının cennet olduğuna inanırlarmış.

Sabbah’ın cennet vaadi ile müritlerini kendisine bağlamasıyla birlikte her istediğini yaptırabiliyor, yeniden orayı görmek için emirlerini sorgusuz sualsiz yerine getiriyorlarmış. Bu uğurda ölmekten de zerre kadar korkmazlarmış. Hasan Sabbah’ın sahte cennetini görenler görmeyenlere anlatıyor, bu sayede de fedailerinin sayısı çoğaldıkça çoğalıyormuş. Bu fedailer çok katı ve sert eğitimlerden geçiriliyormuş. Anlatılanlara göre Alamut Kalesinde iki bin kişi varmış ve bu müritlerden acımasız ve yenilmez savaşçılar yetiştiriliyormuş.

Sabbah’ın tek bir emri ile intihar eden müritler:

Hasan Sabbah ne derse desin hemen yerine getiren müritleri etkilemek adına sadece cennet vaadi yokmuş ve başkaca şeyler de yapılıyormuş. Mesela; Sabbah’ın odasının zeminine yalnızca başı görülebilecek bir biçimde bir fedai gömülürmüş, üzerine kan damlayan adam yeni bir mürit odaya girdiği zaman konuşmaya başlıyormuş. Konuşmasına Sabbah’ın vaad ettiği cennete gittiğini ve cennetin ne denli güzel olduğunu anlatıyormuş. Konuşması biten fedainin başı gerçekten kesilirmiş sonrasında. Bunları gören yeni müritler de bir an evvel fedai olmak için sabırsızlanırmış. Yetiştirilen fedailere savaş eğitimlerinden başka din, tarih ve coğrafya ile ilgili de eğitim veriliyormuş.

Haşhaşin tarikatı kurucusu olan Sabbah, gün geçtikçe daha da güçlenmekte, kaleye gelen misafirlerini etkileyebilmek amacıyla afyonun etkisindeki müritlerine intihar etme emri vererek kaleden atlamalarını istermiş. Hasan Sabbah’ın yaklaşık 34 yıl süreyle kaleden ayrılmadığı söylenir. Ayrıca onun adaletli olduğu hakkında da yaygın bir inanış varmış. Buna göre kendi oğlu Muhammedi tarikat kurallarını hiçe sayarak şarap içtiğinden dolayı elleriyle öldürdüğü de söylenmektedir.

Hasan Sabbah’ın adaleti:

Alamut Kalesinde hüküm süren Sabbah, Abbasiler ve Selçuklularla mücadele etmektedir. Hayatı boyunca 50’ye yakın suikast emri vermiş olan Sabbah’ın Nizamülmülkü’de öldürttüğü söylenmektedir. Çünkü Nizamülmülk, Alamut’u alabilmek amacıyla 4 ay süreyle kuşatma yapmış ve en sonunda Nizamülmülk’ün sonu ölüm olmuştur. Suikast emri verdiği fedailerinin yakalanmaması da aldıkları eğitimlerin bir sonucuymuş. Ayrıca yakalanma riski olduğunda fedailer kendilerini öldürmekteymişler.

Haşhaşiler, Tağınak Şövalyeleri tarafından örnek alınmış ve onların tekniklerini ve stratejilerini uyguluyorlarmış. Ayrıca Büyük Selçuklu Devleti de Haşhaşiler ile savaşmaları için Cavlakiler adında bir savaş ekibi bile kurmuş. Nizamülmülk’den sonra Melikşah da hayatını kaybetmiş ve Büyük Sel.uklu Devletinde taht kavgaları yaşanır olmuş. Selçuklu Devleti gerileme dönemine girdiği için Haşhaşiler bundan faydalanarak başka kaleleri de ele geçirmişler.

Zekası ve cesareti ile öne çıkan Sabbah, Selçuklu tahtına Muhammet Tapar geçmiş ancak onun ölümünden sonra yerine gelen Sencer’e Alamut’a saldırı yapmaması için yastığına saplanan bir hançer ile mesaj yollamış. Selçuklu sarayında da fedaileri olan Sabbah, sultanın gözünü korkutmuş ve saldırmama kararı almasını sağlamış. Uzun yıllar Alamut kalesini saldırılardan ve istilalardan korumayı başaran, gözü kara fedaileri olan Sabbah, kaynaklara göre 1124 yılında doğal nedenlerden dolayı ölmüştür.

Hasan Sabbah ölümünden evvel Lemeser kalesinin komutanı Kiya Buzrug Ummid’i halefi olarak seçmiştir. Haşhaşi tarikatının devam edebilmesi için her türlü şeyi ölümünden önce tasarlamış ve buna uygun kararlar almıştır. Fakat Hasan Abbas’ın kurduğu bu düzen 1156 yılında Moğollar tarafından yok edilmiştir.

Hasan Sabbah ile ilgili farklı yorumlar:

Şimdiye dek sıraladığımız bilgilerin ne oranda doğru olduğu çok tartışmalı bir konudur. Verilen bilgilerin büyük bir bölümü Marco Polo’nun seyahatnamesinden alınmıştır. Marco Polo da Sabbah ile ilgili yazdıklarını duyduğu hikayelere göre düzenlemiştir. Bu Haşhaşi lideri ile ilgili çokça eser olsa da birçoğunda efsanevi ilginç hikayeler anlatılmaktadır. Bilimsel açıdan değerlendirmeler yapan eserlere baktığımızda, Sabbah’ın Şii mezhebine düşman Sünni kaynaklar ve taraflı Haçlı kaynaklarca çarpıtılarak aktarıldığı görülebilmektedir.

Mesela; Hasan Sabbah’ın İslam’ı sapkınca uyguladığı belirtilirken, Şii kaynaklarda adaletli ve cesur biri olduğu anlatılmaktadır. Buna en iyi örnek olarak oğullarını adalet uğruna kendi elleriyle öldürmesi gösterilir. Haçlı kaynaklarında Haşhaşin ibaresi iki kez kullanılmış ve Hasan Sabbah’ın yetiştirdiği fedailere bu isim verilmiştir.

İranlı ve Arap tarihçiler, Nizarilerden bahsederken Sabbah’ın müritlerinden fazlaca bahsetmemişlerdir. Haşhaşi ve fedai terimleri ilk önce Haçlılarca yazılıp çizilmiş, Marco Polo’nun seyahatnamesinde anlattıkları ile de bir efsaneye dönüşmüştür.

Haşhaşiler kimdir?

Şu ana kadarki bilgilerin ışığında Haşhaşilerin kimler olduğu anlaşılmıştır. Ancak yine de özet yapmak gerekirse, Haşhaşiler için tarihin en korkulu ve tarihteki ilk olduğu sonucuna varabiliriz. Hasan Sabbah liderliğindeki Haşhaşiler, İsmaililik mezhebinin Nizariye kolundandırlar. Haşhaşiler Selçuklular, Abbasiler, Eyyubiler, Haçlılar ve Tapınak Sövalyelerinin en önemli isimlerine suikast yaptıkları düşünülmektedir. Elde ettiği bu kötü şöhreti nedeniyle dönemindeki herkese korku salmış olan örgüt, batılı kişilerce suikast manasına gelen Assassin denmektedir.

Farklı görüşler olsa da Haşhaşi adının örgüt mensubu olanların haşiş (afyon) kullanmasından geldiği bilinir. Fedailerine de Haşhaşin adı verilmiş ve Fransızca’ya Assassin olarak girmiştir. Birçok roman ve filme konu edilen Haşhaşiler, Assassin’s Creed adlı oyunun da konusu olmuştur. Hala dünyanın en gizemli örgütlerinden biri olmaya devam etmektedir.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.