Ölmeden Önce Görülmesi ve Gezilmesi Gereken 10 Doğa Harikası Yer

Gezmek ve görmek, her insan tarafından zevkle yapılan bir aktivitedir. Seyahat ederek dünya üzerinde bulunan birçok doğal güzelliği canlı olarak görebilir ve gezegenimizde bulunan güzelliklerin farkına varabiliriz. Bu yazımızda ise, dünyamızda bulunan 10 muhteşem doğa harikasını sizlere aktaracağız.

10. Antik Gondwana Yağmur Ormanları (Avustralya)

Dünya üzerindeki tek kıta olan Pangea, bundan 175 milyon yıl önce kuzey ve güney olmak üzere iki parçaya ayrılmaya başladı. Kuzeye kayan kara parçası, Avrasya ve Kuzey Amerika kıtalarını oluşturdu. Güneye doğru ayrılan parça ise Gondwana isimli büyük kıtayı oluşturdu. Zamanla bu güney kıtasını bir yağmur ormanı etki altına aldı. Uzun bir süre sona bu kıta yine parçalara ayrıldı ve böylece yağmur ormanları zaman içerisinde ortadan kaybolmaya yüz tuttu.

Avustralya kıtası, Pangea’nın parçalanmasının ardından güneyde yer alan Gondwana kıtasının bir bölümüydü. Zaman içerisinde Gondwana’nın parçalanması ve zaman içerisindeki değişiklikler sonucu günümüzdeki Avustralya kıtası oluşmuştur.

Avustralya kıtası, günümüzde çöl ikliminin etkisi altından olan bir kara parçasıdır. Ancak buna rağmen gezegenimizin en eski yağmur ormanı olan Antik Gondwana Yağmur Ormanları bu kıtada bulunmaktadır. Öyle ki, bu yağmur ormanlarının tarihi, dinozorlardan bile eskidir. Önceleri tam anlamıyla bir yağmur ormanı görüntüsüne sahip iken, günümüzde çöl ikliminin etkisi altında olan Antik Gondwana Yağmur Ormanları, Avustralya kıtasının %0.4’lük bir kısmını oluşturmaktadır. Dünyadaki en büyük tropikal yağmur ormanları olmakla birlikte, dünyanın en eski eğrelti otları ve kozalak türlerini de içerisinde bulundurmaktadır. Ayrıca bundan yaklaşık olarak 100 milyon yıl öncesine ait bazı bitkilerin nesilleri halen bu ormanda devam etmektedir. Avustralya kıtasına ait bitki türlerinin yarısı bu ormanlarda bulunurken, bu kıtaya ait hayvanların ise %35’i bu ormanda yaşamını sürdürmektedir. Bu bitki ve hayvan gruplarının yaşamlarını sürdürdüğü tek bölge Antik Gondwana Yağmur Ormanları’dır.

9. Beagle Kanalı (Güney Amerika)

Beagle kanalı, Atlas ve Pasifik okyanusu arasında geçiş yapan gemiler için oldukça sık kullanılan bir geçittir. Güney Amerika kıtasının güney kısmında bulunan bu kanal, 250 km uzunlukta ve en geniş kısmı ise 8 kilometre genişliğindedir. Beagle Kanalı, görenleri hayrete düşürecek cinsten bir doğa mucizesidir. 1800 metre yükseklikte bulunan Darwin Dağı’nın sayesinde bir amfi tiyatro görünümü şeklinde görünen bu manzara, doğanın bizlere sunduğu bir mucizedir.

Charles Darwin’in gemisinin adı da, bu kanalı izleyen HMS Beagle adlı gemiden esinlenerek konulmuştur. Darwin, 1833 yılında bu sularda gezinirken, hatıra defterine şu notu yazmıştır: ” Bu buzulların beril benzeri mavilerinden daha güzel şeyleri hayal etmek neredeyse imkansızdır ve özellikle yüksek kar noktalarının oluşturduğu ölü beyazın oluşturduğu kontrast ile izlemek mümkün değildir. ”

Atlas ve Pasifik Okyanuslarının birleşim bölgesin olan bu kanal, deniz aslanı, fok balığı, penguen ve kutup kuşları gibi birçok canlıya ev sahipliği yapmaktadır. Öyle ki, kıyıya yakın noktalara gezen balinaları görmeniz mümkündür burada. Uzun kanal boyunca adalarda görülen penguenlerin hareketlerini izlemekte, oldukça keyif verici bir duygu olacaktır.

8. Kutsal Hua Dağı (Çin)

Yaklaşık olarak 2000 metre yükseklikte bulunan Hua Dağı, Çin’in en yüksek zirveye sahip dağları arasında 9. sırada bulunmaktadır. Ancak dağın dikliği ve eğiminin fazla olmasından dolayı 5. sırada yer almaktadır. Huayin şehrine bağlı Shaanxi bölgesine yakın Xian’a 75 kilometre uzaklıkta bulunmaktadır. Çevresindeki dağlara rağmen, bulunduğu bölgede sivri bir şekilde göğe doğru yükseldiği hemen fark edilir.

İlk bakıldığı zaman dağa çıkmak imkansız gibi görünse de, insanlar bu dağın tepesine doğru çıkmaya devam ederler. Dağın en alt kısmından başlayarak, zirveye kadar çıkan, 7.5 mil uzunluğunda bir yol bulunmaktadır. Ancak bu bildiğimiz asfalt tarzı yollardan değildir. Dağın kenar kısımlarına yapılan tahtaların, çiviler ile kayalıklara sabitlenmesi sonucu oluşturulmuş bir yoldur. Ne kadar güvenilir bir yoldur bilinmez, ancak zirvede göreceğiniz eski Taoist tapınakları ve eski saraylar için bu yolu göze almanız gerekmekte.

5 yüksek tepeden oluşan Hua Dağı’nın her tepesinde ayrı bir manzarayla karşılaşmak mümkün. Doğu tepesinden bakıldığı zaman güneş doğumu ve etkileyici manzarayı görebilirsiniz. Güney Tepesi ise en güzel manzaraya sahip olan tepedir. Yemyeşil bir doğa manzarası sunan bu tepede, nehre doğru bir oyuk bulunur.

7. Tuna Deltası (Romanya)

Tuna Nehri, Avrupa’nın en büyük ikinci nehri olma özelliğine taşır. Birinci en büyük nehir ise Rusya’da bulunan Volga Nehridir. Tuna Nehri, Karadeniz’e dökülmeden önce on ülkenin ve 4 başkentin içerisinde yol alır. Ancak nehir, Karadeniz’e dökülmeden önce 3 kola ayrılır. Bu kollardan birisini Tuna Deltası oluşturmaktadır.

Tahmini olarak 5000 yıl öncesine kadar Tuna Deltası, yalnızca Karadeniz’e açılan bir körfez niteliği taşımaktaydı. Ancak zaman içerisinde bol alüvyon taşınması sonucu Avrupa’nın en temiz deltası oluştu. Tuna Deltası her yıl tahmini olarak 130 fit kadar büyümektedir.

Tuna Deltası birçok canlıya ev sahipliği yapmaktadır. 300 kuş, 75 balık ve 1150 bitki türünü barındıran delta, dünyadaki en büyük pelikan sürüsünü de içerisinde bulundurur. Dünya üzerinde bulunan 3.5 milyar kadar kızıl göğüslü kazın bir kısmı ise yine bu deltada bulunmaktadır.

Burada yaşayan insanlar, uzun yıllardır aynı şekilde geçimini devam ettirmekte, doğanın sunduğu bu güzelliği en güzel şekilde kullanarak yaşamaktadır. Deltanın içerisinde bulunan balık ve diğer doğal yaşam, buradaki insanlar için bir yaşam tarzı olmuştur.

6. Çiçekler Vadisi (Hindistan)

Hindistan, bulundurduğu doğal ve tarihi güzelliklerden dolayı görülmesi gereken bir ülkedir. Hindistan’da yerel halka gezilecek yeri sorduğunuzda genellikle alınan cevap Tac Mahal olmaktadır. Ancak halk tarafından pek bilinmeyen bir doğa mucizesi vardır ve adı Çiçekler Vadisidir. Bu vadi, Himalaya dağlarının en küçük milli parkıdır. Bu vadi, yaz mevsiminde tümüyle çiçek ve otlarla kaplanmakta, görenleri adeta büyüleyici bir manzara oluşturmaktadır. Çevresindeki dağ ve tepeler sayesinde korunan bu vadi, birçok bitkiye habitat alanı oluşturmaktadır.

Vadinin her kısmında farklı tür bitkiler yaşamaktadır. Kuzeyde orman gülü, üvez ağacı ve huş ağaçları bulunurken, güneyde ise yalnızca çiçekli çayırlar bulunmaktadır. Çevresindeki yüksek dağlar ve kötü iklim koşulları nedeniyle vadiye yalnızca Haziran ve Ekim aylarında ulaşım sağlanabilmekte. Bundan dolayı vadi, el değmemiş bir şekilde en doğal haliyle karşımıza çıkmaktadır.

Vadi, Pushpawati Nehrine kadar uzanarak burada son bulur. Himalaya Dağının eteklerinde ve vadilerinde bulunan, ender rastlanan bir çiçek olan “tanrı Brahma’nın Nilüferi” olarak bilinen çiçek türü de burada mevcuttur.

5. Yucatan Yarımadası’nın Yeraltı Nehirleri ve Gölleri (Meksika)

Meksika’da bulunan Yucatan Yarımadası, dışarıdan bakıldığı zaman tatlı su açısından oldukça yoksul olarak göze çarpar. Ancak bu doğanın bir hilesidir. Çünkü Yucatan Yarımadasının altında 3000 civarında çukur bulunur. Yani bu yarımadadaki suyun büyük bir kısmı, yer altındaki zenginliklerde gizlidir. Bu çukurlar, yarımadanın kayaç yapısından dolayı oluşmuştur. Yumuşak ve gözenekli kayaçların erozyonuna bağlı olarak bu çukurlar meydana gelmiştir. Jeoloji uzmanları bu durumu yer altı labirenti olarak tanımlamaktadır.

Meksika, Maya uygarlığına ev sahipliği yapmış bir bölgedir. Mayalar yer altında bulunan bu çukurları hayatın kaynağı ve ölümden sonraki kapıları olarak tanımlamışlardır.

Çukurların, insanlar için tehlike oluşturan türlerinin yanı sıra, göl, gölet veya açık kuyu olarak insanların ziyaretine açık çukurlar da bulunur. Bu mağara ve dehlizler 7000 yıldan beri insanlar tarafından kullanılmaktadır. Mağara içerisinde bulunan sarkıtlardan bazılarının büyüklüğü göz kamaştırmaktadır. Öyle ki, bu sarkıtlara vurunca adeta bir çan gibi ses oluşmaktadır.

4. Baykal Gölü (Rusya)

Dünyadaki en büyük 9. göl olan Baykal Gölü’nün yüz ölçümü 31.500 km²’dir. Dünyanın en derin gölü olarak adlandırılır. Nehrin en derin noktası 1637 metre civarındadır. Ruslar tarafından Sibirya’nın mavi gözü olarak adlandırılan göl, dünyadaki içme suyunun %20’sine sahiptir. Gölün, bundan 25 milyon yıl önce Dünyadaki bir kırılma sonucu meydana geldiği düşünülmektedir.

Nehrin suyu çok berraktır. 40 metre derinliğe kadar görmek mümkündür. Gölün yüzeyi kış mevsiminde donar ve yerel halk bu buzullardan faydalanarak balıkçılık yapar. Buzun yüzeyinden bakıldığı zaman göldeki balıklar net bir şekilde görülebilir. Baykal ve Golomyanka balığı gibi farklı çeşitte balıklar da bu gölde mevcuttur.

3. Antilop Kanyonu (Amerika Birleşik Devletleri)

ABD’nin güneybatısında bulunan Antilop Kanyonu, en çok ziyaretçi çeken kanyon olma özelliği taşır. Antilop Kanyonu’nun Navajo dilindeki adı “Tse’ bighanilini” dir ve “suyun taşların arasından aktığı yer” anlamına gelir. Kanyonun içerisinden geçerken birçok farklı rengin birbiriyle dansını izleyebilirsiniz. Kanyonun ileri kısımlarından aydınlık ile karanlık arasındaki zıtlık o kadar artıyor ki, kanyon üzerindeki doğal şekilleri görebiliyorsunuz.

Antilop Kanyonu, diğer yarık kanyonlar ile aynı şekilde oluşmuştur. Kayalıklarda ilk olarak küçük çatlaklar ve bu çatlaklardan sızan suyun kayalıkları oyması ile meydana gelmiştir. Kanyonda ilerlerken karşınıza bazen iki yol çıkabilmektedir. Kanyonun alt tarafında ise dar merdivenler sayesinde inilmektedir. Eğer Antilop Kanyonunu ziyaret edecek olursanız, Güneşin tam tepede olduğu saati beklemenizi tavsiye ederiz.

2. Huanglong (Çin)

Huanglong, Çin’in Siçuan eyaletinin en kuzey kısmında bulunan bir doğal ve tarihi bir alandır. Türkçe olarak Huanglong, “Sarı Ejderha” anlamına gelir. Bölge Çinliler tarafından bu adla anılmaktadır. 2 mil uzunluğa sahip olan Huanglong, dört büyük çiçek bölgesinin birleştiği kısımda yer alır. Ayrıca bölge, küçük alanına rağmen birçok bitki türüne ev sahipliği yapmaktadır. Bunun yanı sıra leopar, Pallas kedileri ve dev pandalar da burada yaşayan canlılardandır.

Huanglong’u güzel kılan ise, 3400 farklı renkten oluşan efsanevi basamaklı su manzarasıdır. Bu sular ineral açısından oldukça zengindir ve kaplıca olarak değerlendirilir. Bölgeye yukarıdan bakıldığı zaman sarı renkte ejderha görüntüsü ortaya çıkmakta, sular ise ejderhanın birer pulu olarak göze çarpar. Suyun mineral açısından zengin olmasından dolayı, iyileştirici özelliği vardır.

1. El Tatio Gayzeri (Şili)

Şili’nin Atacama Çölünde bulunan El Tatio Gayzeri, denizden 4320 metre yüksekte bulunan bir alandır. Dünyadaki en yüksek kaynaç burasıdır. Yüksekliğinden dolayı suyun kaynama noktası 85 derece civarındadır. Gayzerin çevresindeki dağlar, gayzerden 1500-2000 metre daha yüksekte bulunur. Sıcak suların oluşturduğu buharlar, gayzerden gökyüzüne dooğru yükselirler.

Gayzerin ilerleyen kısımlarında tehlikeli bir kurbağa türü yaşamaktadır. Bu kurbağalar kendi türünü yiyerek yaşamlarını devam ettirirler.

Gayzeri ziyaret için en iyi saat sabah 6-7 arasıdır. Hava yeteri kadar soğuk ise buharlar 50 metre civarında yükseğe çıkarlar. Gün içerisinde sıcaklık artışına bağlı olarak buhar oluşumu giderek azalır.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.